Kılıçdaroğlu: Parayı biriktiriyorlar, seçime gidecekler

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, FOX TV’de İsmail Küçükkaya’nın sunduğu Çalar Saat programına İzmir’de konuk oldu.

Kılıçdaroğlu, açıklamalarında şunları kaydetti:

“(Eski TBMM Başkanı Bülent Arınç ile tokalaşıp tokalaşmama konusu nereden çıktı) Bilmiyorum efendim, ama tokalaştık. Üstelik bir değil iki kez tokalaştık. İlk bizi VIP diye adlandırdıkları bir yere aldılar. Sayın Arınç da geldi. Kalktık tokalaştık. Sonra tekrar ben konuşmadan indikten sonra tekrar tokalaştık. Hatta sayın Arınç, ‘Bir tokalaşalım, fotoğraf çeksinler…’ anladığım kadarıyla kendisine tokalaşmadılar diye bir haber gelmiş olabilir. O nedenle de olabilir. Niye tokalaşmayalım. Farklı dünya görüşlerinde, farklı kulvarlarda olmamıza karşın insanız, birbirimize saygılıyız. Elbette tokalaşırız. Hiçbir sorun yok. Nereden çıktı bilmiyorum ama… (Bülent Arınç’ın ‘Kral çıplak demenin zamanıdır’ sözlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?) Konuşma; siyasetçilere ders verir nitelikte bir konuşmaydı. Hatta konuşmasında, AK Parti yeni kurulduğunda ve iktidar olmadığında hemen hemen her toplantıya gittiklerini, konuştuklarını, kendi görüşlerini kamuoyuyla paylaştıklarını, yeri geldiğinde itiraz ettiklerini ama şimdi bu toplantılara gelmediklerini, toplantıdan kaçındıklarını bir şekliyle ifade etti. Doğrudur. Bir siyasal parti, eğer Türkiye’yi yönetmeye talipse, Türk Demokrasi Vakfı gibi bir vakıf, eğer belli konularda konuşacaksak demokrasiyi, siyasi partileri konuşacaksak herhalde AK Parti yöneticilerinin de bir çift sözlerinin olması lazım. Gelip dinlemeleri lazım. Belki biz yanlış konuşuyoruzdur, düzeltmeleri lazım. Ama gelemiyorlar, oturamıyorlar. Konuşamıyorlar. Kendi düşüncelerini ifade edemiyorlar. Bir kişinin baskısı altınlar. O nedenle kralın çıplak olduğunu, aslında bu gerçeği bütün Türkiye’nin gördüğünü, dolayısıyla bir kişinin AK Parti gibi bir partiyi sonlandırdığını, orada bir kişinin kendi iradesiyle bağımsız iradesiyle konuşma yapamaz duruma geldiğini bir şekliyle anladığım kadarıyla ifade ettim. Bu ifade benim açımdan önemli. Aslında Türk demokrasisi açısından da önemli bir açıklama. İktidar sahiplerinin, bu ülkeye yaptıklarını çıkıp özgürce anlatmaları gereken alanlar olduğu halde bunlardan kaçınmaları, televizyon programlarına milletvekillerinin katılmalarının yasaklanmasını, onların yerine parayla tutulmuş insanların televizyon kanallarına çıkarılarak, özellikle bazı gazetecilerin AK Parti’yi savunur noktaya gelmelerini; kendisini savunamayanların, başkalarına ‘sana para veriyorum, sen benim adıma beni savun’ diyor… Akıl alacak iş değil.

“Akıllı bir iktidar özgür medyayı savunur”

(Dezenformasyon ile mücadele’ yasası olarak bilinen yasa teklifi üzerine) Gerçekleri dinlemeye tahammül edemiyorlar. Gerçekleri kim anlatıyor, gazeteciler, politikacılar. Politikacıların şöyle veya böyle bir dokunulmazlığı var. Onlar çıkıp söylerler. Ama gazeteci çıkıp yazacak, haber yapacak; ona tahammül edemiyorlar. Eğer benim düşündüğümün aksine, benim lehime değil gerçekleri yazarsan veya gerçekleri kamuoyunun bilgisine sunarsan ben seni hapse atacağım diyor. Benim söylediklerimi yapacaksın, benim söylediklerimi yazacaksın. Televizyon kanallarında benim öngördüğüm programları yapacaksın diye bir düşünce. Burada daha önemli bir şey var. AK Parti’nin komisyon başkanı, Yargıtay’dan bir üye istiyor. ‘Muhalefetin soruları var, en azından bir yargıç komisyonu bilgilendirsin.’ Yargıç geliyor, bunu anlamadığını, yanlış olduğunu, bunun doğru olmadığını, büyük tartışmalara yol açacağını, Yargıtay’daki bir üye, ben Yargıtay adına geldim diyor buraya ve görüşlerini ifade ediyor. Onu susturuyorlar. Niye konuşuyorsun diyorlar. Davet ettikleri kişi gerçekleri söylüyor, ama gerçekleri dinlemeye tahammül edemiyorlar. Neden biliyor musunuz? Saraydan talimat almış başkan. Bu böyle geçecek diyor. Büyük bir ihtimalle neden Yargıtay’dan bir üye istediniz diye ikinci fırçayı da atacak. Bu yasa yapmanın hangi koşullarda gerçekleştiğini bize gösteriyor. Bir yerlerden bir teklif hazırlanıyor. Teklif, bazı AK Parti milletvekillerinin eline tutuşturuluyor. Hayatın, medyanın, dünyanın gerçeği nedir? Medya dediğiniz en çok iktidar için olması gereken bir alandır. Herhangi bir yerde haksızlık olduğunda ilk duyuran medyadır. Akıllı bir iktidar, özgür medyayı savunur.

RTÜK’e tepki: Her yaptığını onaylayacak mıyım?

(Kılıçdaroğlu’nun bir konuşmasını canlı yayınlayan TV kanallarına RTÜK tarafından ceza verilmesi) Ben dedim ki, ‘RTÜK bunu yapıyorsa, yarın diyecek ki, grup konuşmalarını niye verdiniz?’ Oradan da suçlamaya başlayacak. Bunlar korkunun eseri. Vatandaş der ki ‘Zulmün artsın.’ Zulmü artırıyorlar. Doğru habere, gerçeklere, muhalefete, özgür medyaya, eleştiriye tahammül edemiyorlar. Peki o zaman, sen niye iktidar oldun? Ben senin her dediğini kabul mü edeceğim? Her yaptığını onaylayacak mıyım? O zaman farklı düşünce, muhalefet nerede? Bir ülkede demokrasinin varlık nedeni zaten muhalefettir, iktidar değildir. İktidar bütün rejimlerde olur.

“Cin şişeden çıkmış vaziyette”

(Mazota bir yılda yüzde 315 zammı nasıl değerlendiriyorsunuz) Felaket bir şey. Paraya ihtiyaçları var. Vergi, çok daha fazla arttı. Akaryakıttan alınan vergi çok daha fazla arttı. Bu zamdan daha fazla arttı. Parayı biriktiriyorlar, seçime gidecekler, ‘bol miktarda harcayacağız, acaba oy toplar mıyız’ diye. Ne yaparlarsa yapsınlar, cin şişeden çıkmış vaziyette. Bunların yaralara, Türkiye’nin sorunlarına derman olma şansı yok. Bunlar gidicidir, gidecekler ve gidiyorlar da zaten. Yüzde 315 zam dünyanın hangi ülkesinde var? Bir çiftçiyi düşünün. Tarlayı ekecek, sürecek tarlayı. Bu, traktörü kullanmak zorunda. Bu adam bu zammı unutur mu? Tam bir felaket bu. Arkasından çıkıyor komisyoncuları, kamyoncuları suçluyor. Soğanları depolayanları, patatesçileri, manavları, mağazaları suçluyor. Kendi beceriksizliğini çöz kardeşim. Bu yüzde 315 zammı kim yaptı? Akaryakıt bayisi mi yaptı? Hayır. Şoför mü yaptı, hayır. Sen yapıyorsun, kardeşim. Rusya’daki enflasyon oranı yüzde 17,8. Türkiye’de yüzde 73, resmi rakam. Gerçek rakam yüzde 160. Savaşan bir ülkede yüzde 17, Ukrayna’da yüzde 16, bir puan düşük, Türkiye’de yüzde 160, mazotta yüzde 315 zam. Efendim, ‘dış güçler.’ Hayır efendim, bunu yapan saray güçleri. Sarayın oligarkları, beslemeleri. Devleti yönetemez noktaya gelmeleri. Bir adam getirmişsiniz Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın başına, ne yaptığı belli değil. Ne söylediği belli değil. Gözlerine mi bakacağız, boyuna mı bakacağız, endamına mı bakacağız, geleceğine mi bakacağız. Hep bak diyor. Sen dön şu mazot fiyatlarına, süt fiyatlarına, sen dön bir peynir fiyatlarına bak… Bunların dünyadan haberleri yok.

“Yüreği yetiyorsa, çıksın karşıma”

(Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kılıçdaroğlu’na yönelik eleştirileri) Telaş, çekiniyor. ‘Yüreğin varsa’ diyor, ‘Cumhurbaşkanı adayını açıkla’ diyor. Ben sizin programdan çağrı yapayım Erdoğan’a. Arkadaş, yüreğin yetiyorsa, beni çağırırsın, senin televizyon kanalların var. Çıkarsın karşıma. Oturur hesaplaşırız. Ben de sana Cumhurbaşkanı adayının kim olacağını açıklayacağım. Orada. Yüreği yetiyorsa çıksın karşıma. Dışarıdan niye gazel okuyor? Niye gazel okuyor dışarıdan. Sen, devletin bütün bilgileri senin elinde. Haksızlık yaptıysak, çıkarsın televizyonda beni mat edersin. Yapamaz. Cesaret edemez, çünkü kirli birisi. Benim ne soracağımı gayet iyi biliyor. 10 tane soru sordum. 128 milyar doları kime sattın? Gayet basit. Bu sorularıma cevap istedim. O bana sordu, hepsine tık tık tık cevap verdim. Ben de sana soruyorum dedim 10 soru sordum. Birisine bile cevap veremez. Devleti yönetemiyor. Devleti yönetme gücü, kapasitesi yok artık. Bana saldırıyor, ‘ağız dalaşı yapalım, dolasıyla millet başka şeylerle ilgilensin.’ Fiyat artışları, zamlar, perişanlık, yoksulluk gündeme gelmesin diye. Yüreğin yetiyorsa, cesaretin varsa toplarsın kadronu çıkarsın televizyonda karşıma, ben söz veriyorum tek başıma geleceğim. Sen bütün kadronu al. Nebati’ni de istiyorsan al, başkalarını al, istiyorsan rüşvet alan büyükelçilerini de yanına al. Kimi istiyorsan al. Çıkamaz. Cesareti yok, yüreği yok. Temiz adam değil. Ben kul hakkı yemedim. O yedi. Çıksın karşıma, kul hakkını nasıl yediğini, ben bütün milletin önünde göstereceğim. Ama çıkamaz. Cesaret edemez. Dışarıdan okuyor. Bütün il başkanlarını, ilçe başkanlarını çağırıyor, beni alkışlayın diyor. Bana niye hakaret ediyorsun kardeşim, ben senin seviyene düşmem. Ben bu millete, bu insanlara saygılıyım. AK Parti’ye oy veren insanlara da saygılıyım. Ben kimseye hakaret etmem. Niye hakaret edeyim? O hakaret ederek… Çünkü bilgi yok, birikim yok, yaptığı hataların farkında değil, devleti yönetmiyor, yönetme gücünü kaybetmiş vaziyette.

“Büyük bir olasılıkla erken seçim yapacaklar”

(Seçim ne zaman?) Büyük bir olasılıkla erken seçim yapacaklar. Çünkü ülkeyi yönetemiyorlar. Geçen her günün toplum üzerindeki maliyeti daha fazla olacak. Hayat pahalılığı daha fazla olacak, faizler daha fazla yükselecek. Göreceksiniz, felakete doğru gidiyoruz aslında. Ben samimi olarak ülkesini seven bir insan olarak, güçlendirilmiş parlamenter sistemde bütün bu sorunların çözüleceğine inanan bir insan olarak bir an önce sandığa gidilmeli. Millet kimi getirmek istiyorsa getirsin. Erdoğan’ın bu sorunları çözme şansı da kapasitesi de bilgisi de birikimi de yok. Kasım’da olabilir. Biz yarın bile seçim olsa hazırız. Bütün vatandaşların bunu bilmesini isterim. Uzun süredir hazırlıklarımızı da yapıyoruz. Millet İttifakı da buna hazır, diğer partiler de hazır. Benim taşıdığım kaygıları Sayın Akşener de taşıyor, Sayın Davutoğlu da taşıyor Temel Bey de taşıyor… Dış güçler diye bir terane tutturmuşlar. Ne dış gücü ya. Eğer dış güç sana yüzde 315’lik bir enflasyonu zorunlu kılan bir politika izliyorsa sen içeride ne yapıyorsun?

“Bütün dünyaya duyurmalıyız”

(SADAT’ın önüne gidilmesi ve seçim güvenliği) Seçim güvenliği konusunda bir komisyon kurduk. Bu komisyonda bir genel başkan yardımcısı, bir de güvenlikçi oluyor. 12 kişiden oluşan bir komisyonumuz var. Güzel çalışmalar yapılıyor. İlk sunuşlar yapıldı. Seçim öncesi, seçim sırası, seçimden sonra olmak üzere her bir aşamada sandık güvenliğini seçim güvenliğini nasıl sağlarız diye çalışmalar yapıldı… Buradan bütün vatandaşlarıma seslenmek isterim, seçim günü sandığa gidin, elinizi vicdanınıza koyun ve oyunuzu kullanın. Oyların sayılmasından, olay olmayacağından, bu konuda güvenliği sağlayacağımızdan emin olmalarını isterim. Biz de, Millet İttifakı’nın bileşenleri de bunu sağlayacak. Türk demokrasi tarihine güzel bir armağan bırakmalıyız. Otoriter yönetimi, demokratik yollarla nasıl sonlandırdığımızı bütün dünyaya duyurmalıyız… Bu ülkeye demokrasiyi yeniden getirelim. Seçim güvenliğinden kimse kaygı duymasın. SADAT değil bunların feriştahı da gelse hiç önemli değil. Demokrasi olmazsa olmazımızdır. Herkesin düşüncesine, kimliğine, inancına saygı duyacağız. Oturacağız, konuşacağız, helalleşeceğiz ve bu ülkeye demokrasiyi getireceğiz.

“Seçim kanunları ile oynuyorlar”

(Siyasetçi geldiği gibi gitmesini bilmeli’ sözleri üzerine) Seçim oldu 2002’de, AK Parti geldi tek başına iktidar oldu. Daha sonraki seçimlerde de tek başına iktidar olmayı sürdürdü. İzlediği yanlış politikalar sonrası, özellikle 2018 rejim değişikliği ile birlikte Türkiye bu hale geldi. Ne diyordu Erdoğan, 2018’de, ‘Bu kardeşinize yetkiyi verin, faizle, şununla bununla nasıl mücadele edilir ben göstereceğim.’ Gösterdi. Türkiye’yi felakete getirdi. Bugün ciddi bir çıkmaz içinde. Buradan çıkarmamız lazım. İktidardan gitmemek için medyaya, televizyona, üniversitelere baskı kuruyorlar… Seçim kanunları ile oynuyorlar, acaba biz iktidarımızı nasıl sürdürürüz diye. Bu geldiği gibi gitmemektir. Burada kalmanın formülünü arıyorlar… Bu demokrasinin en zayıf noktasıdır. Rahmetli İnönü’nün sözüdür. ‘Demokrasinin en zayıf noktası, geldiği gibi gitmeyi bilmemektir.’ Eğer geldiğiniz gibi aynı kurallarla giderseniz o zaman demokrasi güçlenir. Soylu bir kurum haline gelir. Baskı kuruyorlar. Sorunu yaşıyoruz zaten.

SADAT, paramiliter bir örgüttür. Paramiliter, yer altında çalışan, elinde silahı olan ve Erdoğan’ın koruması altında olan… SADAT liderinin devletin en mahrem bilgilerinin konuşulduğu bir ortamda, külliyede aynı masada… Ne işin var? SADAT’ın özelliği ne? Türkiye Cumhuriyeti’ni ortadan kaldırmaya taahhüt eden bir organ, dernek. Bunların ASAM diye bir kuruluşları da vardı. Aynı kişi orada da görevli. Efendim Türkçe’yi kaldıracağız, resmi dili Arapça yapacağız, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kaldıracağız, ‘Asrika’ diye ayrı bir devlet kuracağız, Türkiye Cumhuriyeti bayrağını da değiştireceğiz. Bahçeli ne diyor buna? Ben buna karşıyım. Ben miyim milliyetçi, Bahçeli mi, Erdoğan mı milliyetçi? Ben Türkiye Cumhuriyeti Devletini, bayrağını, insanlarının haklarını savunuyorum. Onlar bayrağı, ülkenin adını, dilini değiştireceğiz diyen adamı getiriyorlar, devletin en mahrem bilgilerinin konuşulduğu masaya oturtuyorlar.

Biz 10 soru sorduk ya. Brunson’u niye verdin, diye sorduk. Hani ‘bu can bu tende kaldığı sürece papazı alamazsın’ demiştin. Hani sen kahraman, dünya lideriydin, Brunson’u niye verdin? Hani yer gök oynasa bile düşünceni değiştirmiyordun? Bir telefonla yelkenler indi. Papazı teslim ettiler. Ne oldu? 33 askerimiz şehit edildi. Şehit edilen bizim askerimiz, gidip özür dilenen yer Putin’in kapısı. Bu nasıl bir devlettir, anlayıştır? Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bu hale hiç düştü mü? Siz uyuşturucu baronundan para bekleyebilir misiniz? Türkiye Cumhuriyeti Devleti, nasıl olur da kirli paralardan medet umar hale gelir? Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde bugüne kadar ne başbakanı ne cumhurbaşkanı kapı kapı dolanıp para dilenmedi. Düne kadar hakaret ettiklerinin ayaklarına gittiler, yalvardılar, yakardılar, para verin, mahvolduk diye. Hala bazı çevreler bunları kahraman ilan ediyor.

“NATO’da kesinlikle terör konusu gündeme alınmalıdır”

(İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği) Terör konusunda en ağır maliyeti ödeyen Türkiye’dir. NATO’da kesinlikle terör konusu gündeme alınmalıdır. Terörün en azından NATO’ya üye olan ülkelerde sonlandırılması için ortak çaba harcanması lazım. Türkiye’nin öteden beri yapması gereken ilk iş bu. Teröre destek veren NATO üyeleri var. Bu yeni ele alınması gereken bir konu değil.

(Sağlıkçılar ile ilgili kanun teklifini) Sağlıkçılar niye dertli olmasın ki… Bu insanlara verilen para düşüktü ve komikti. Sağlık Bakanı beni aradı, gündeme alalım dedi. Elbette. Meslek örgütlerinin görüşleri alınmalıydı. Sağlıkçılar, mali açıdan büyük bir sıkıntı içinde. Birçoğu yurt dışına gidiyor. Sağlıkçıların görüşlerini almadan yaptığınız düzenleme doğru değil. Demokratik haklarını kullanarak eylem yapıyorlar. Sağlık çalışanlarına en aşağıdan en yukarıya kadar bir hak tanındığı zaman destekleriz.

(Adalet Yürüyüşü’nün yıl dönümü) O konu benim çok duygulandığım bir konu. Karar alırken sıradan bir karar değildi. Yürürken de sıradan bir yürüyüş değildi. Bu toplumun adalete ihtiyacı vardı. Birlikte yaşamaya ihtiyacı vardı. Baskıya, şiddete, teröre değil, bu ülkenin kardeşliğe, bir arada yaşamaya ihtiyacı var. O yürüyüşü yaparken tek başıma yürüyeceğimi söyledim. İlk akşam, Ankara’yı henüz çıkmamıştık, yatacak yeri bile zor buldum. Eve gitmemi istediler, gitmedim. Hayır yürüyüşe başladık, devam edeceğiz diye. İstanbul’a geldiğimde yanımda milyonlar vardı ve oğlum var. Gazeteciler ona soruyorlardı, ‘Babamla gurur duyuyorum’ dedi. Şanlıurfa’da bir kadın, elinde bir kağıt… Adalet… Adliyenin önünde oturuyor. Şenyaşar Ailesi. Kocası, iki oğlu… Devletin hastanesinde linç ediliyor. Savcı dava açmaktan korkuyor. Cezaevinde tek başına tuvalete gidemeyecek siyasi hastalar var. 80, 90 yaşında tutuklanan askerler var… Uyuşturucu ticareti yapanı, dayısı olanı serbest bırakıyorsun, bu insanları içeri atıyorsun. Harp okulu öğrencilerini darbeci diye içeri attınız ya. Akıl var mantık var. Bunlar adalet midir? Devleti kin ve öfke ile yönetemezsiniz. Kin ve öfke ile devleti yönetirseniz iş zulme varır. Ve sizin adınız da zalim olarak kalır. Şu anda bir zulüm yaşıyoruz.

(Demirtaş ve Kavala’nın serbest kalması için) Mahkeme beraat ettiriyor, Anayasa Mahkemesi beraat ediyor, AİHM serbest bırakın diyor. Siz diyorsunuz ki ben bunları uygulamam. Zulmün karşında sustunuz mu dilsiz şeytan olursunuz. İlla benim arkadaşım mı haksızlığa uğradığı zaman konuşacağım? Hayır efendim bu ülkede kim, partili olsun olmasın, kimliği, inancı ne olursa olsun zulme uğradığında burada bir haksızlık var dememiz lazım… Ben yanlışı, zulmü dile getirmezsem; bana sormayacaklar mı, ‘kardeşim sen bu Adalet Yürüyüşü’nü niye yaptın?…’ Muhsin Yazıcıoğlu için de Adalet Yürüyüşü yaptım, niye, onun da dosyası tutuluyordu bir yerlerde. Bazı güçler tutuyorlardı. Haksızlık kime yapıldıysa dile getireceksiniz.

“Devletin temeli ahlak ve adalettir”

(Altılı Masa Kılıçdaroğlu’nu aday gösterirse, Kılıçdaroğlu devleti nasıl yönetir) Tek başınıza her türlü kararı alamazsınız. Oturduğunuz masadaki tüm liderlere saygı göstermek, görüşlerini almak zorundasınız. Akıl akıldan üstündür. İstişare denen bir kavram var. ‘Ben bildiğimi okurum, zaten seçildim dediğiniz’ anda her şey yerle yeksan olur. Ben onu niye yok edeyim. Güven içinde bunu götürmek isterim. Bu ülkede yeni doğan çocuk vergi ödüyor. Ben onun hesabını vermek zorundayım. Olması gereken şu: Elbette ki siz, devleti tarafsız yönetmek zorundasınız. Devletin tarafsızlığı esastır, vatandaşlarına karşı. Ve devlet vatandaşlarına hizmet eden bir organdır, vatandaşların çıkarını koruyan bir organdır. Onların kimliklerini, inançlarını, yaşam tarzlarını saygıyla karşılamak zorundadır. Onların can ve mal güvenliğini sağlamak zorundadır. Devlet dediğiniz budur. Devlette kişi başına gelirin yükselmesi, toplumun zenginleşmesi, ülkenin itibar sahibi olması, itibar kazanması, bütün komşularıyla barış içinde yaşaması bütün bunları öncelemek ve planlamak zorundadır. Devletin temeli ahlak ve adalettir. Liyakat ve adalettir.

“Planlamayı, devlette liyakati yok ettiler”

Bakın ben hep şunu söylerim: En kolay yönetim, devleti yönetmektir. Çünkü, devlette herkesin görevi bellidir. Açın Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın kuruluş kanununa bakın. Her birisinin görevi bellidir. TBMM diyor ki senin görevin budur. Medyayı açın, medyanın ilkeleri vardır kuralları vardır. Medya mensubu o yasalara göre çalışmak zorundadır. Devlette; odacı diyelim, onun da görevi bellidir. Herkes görevini yasal ölçüleri içerisinde yerine getirdiği zaman, her şey çok rahat gider. Siz, temel kararları alırsınız. Temel stratejileri belirlersiniz. Türkiye, teknoloji çağını kaçırırsa tam bir felaket olur. Türkiye vasatlaştı. Sanayi açısından da vasatlaştı. Tarımın stratejik sektör olduğu hala akıllarına gelmiyor. Hala kafalarında Venezuela vardı, Nijerya vardı, Sudan vardı. Venezuela’da gidip buğday ekeceklermiş. Venezuela buğdayı dışarıdan ithal ediyor yahu. Bunların dünyadan da haberi yok. Vallahi billahi de haberleri yok. Ya bir devleti, siz nasıl böyle yönetirsiniz yahu? Tarımın stratejik sektör olduğunu nasıl bilmezsiniz? Fındık… Dünyada bir numarayız. Fındığın kullanıldığı ürünlerin cirosu, 152 milyar dolar. Türkiye buradan bir buçuk, iki milyar dolar ancak alabiliyor. Dediğim gibi… Bilmiyorlar, yönetemiyorlar. Yönetme güçleri yok, kapasiteleri yok. Çünkü planlamayı, devlette liyakati yok ettiler.

“Din iman edebiyatı yap diğer taraftan malı götür”

Nasıl davrandıysam, neler söylediysem o şekilde geçmesini isterim. Adaletli mi davrandım? Öyle olmasını isterim. Kul hakkı mı yemedim? Öyle olmasını isterim. Bütün vatandaşlara saygı mı gösterdim? Öyle geçmesini isterim. Herkesin kimliğine, inancına, yaşam tarzına saygı mı gösterdim? Öyle olmasını isterim. Her sofrada bereket olsun, her evde huzur olsun… E ben bunu istiyorum. Öyle geçmesini isterim. Dolayısıyla, bu ülkenin çıkarları, bu ülkede yaşayan inşaların çıkarları ve bizim dışımızda yaşayan diğer canlıların da korunarak; havamızı, suyumuzu, ağacımızı, kurdumuzu, kuşumuzu da koruyarak bu ülkede huzurun olmasını isterim. Bunu yapmak, zaten siyaset kurumunun görevidir. Siyaset kurumu bunu yapamıyor ve cebini dolduruyorsa; kendisinin, ailesinin, yakınlarının cebini dolduruyorsa, yurt dışında mal varlığı edinmeye çalışıyorsa, çiftlikler edinmeye çalışıyorsa bu kişilerin Türkiye’ye bir faydası olmaz. Bunlar din, iman edebiyatı yaparlar ama yaptıkları din, iman edebiyatının hiçbir doğruluğu yoktur. Bir insanın inancı, yüreğindedir, kalbindedir. Sizin ağzınızdan çıkanı kalbiniz onaylıyorsa siz gerçekten inançlı bir insansınız. Yoksa din iman edebiyatı yap diğer taraftan malı götür. Ondan sonra oh her şey ne kadar güzel olsun.” (ANKA)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.