2025 'ağırlaştırılmış müebbet' raporu: Tecrit daha da derinleşti

CİSST, 2025 yılı boyunca derinleşen ekonomik krizin de infaz rejimini ağırlaştırıcı bir unsur hâline geldiğine dikkat çekiyor. Artan ulaşım ve konaklama maliyetleri nedeniyle ailelerin ziyaretleri aksıyor; bu durum yalnızca mahpusları…

“`html

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST), Türkiye’de hapishaneler üzerindeki insan hakları temelli çalışmalarıyla dikkat çekiyor. Dernek, 2025 yılı boyunca ağırlaştırılmış müebbet hükümlülerinin karşılaştığı güncel zorluklara dair kapsamlı bir rapor hazırladı. Rapor, ağırlaştırılmış müebbet cezasının Türkiye’de fiilen bir ‘ömür boyu tecrit rejimi’ haline dönüştüğünü ortaya koyuyor.

Raporda, CİSST Hapiste Ağırlaştırılmış Müebbet Tematik Alan Uzmanı Heval Zelal Avcı’nın görüşlerine dayanarak, 16-18 Temmuz 2024 tarihlerinde Cenevre’de gerçekleştirilen İşkenceye Karşı Komite’nin 80’inci oturumunda, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdür Yardımcısı Fatih Güngör’ün sunduğu bilgiler paylaşıldı.

Yaklaşık 4 bin 348 mahkum

Güngör, ağırlaştırılmış müebbet hükümlülerinin Türkiye hapishane nüfusunun yüzde 1,24’ünü oluşturduğunu belirtti. Genel mahpus sayısının 350 bin 670 olduğunu ifade eden Güngör, bu verilere göre ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü sayısının yaklaşık 4 bin 348 olduğunu vurguladı.

Güncel Sorunlar: Kuyu Tipleri

CİSST’in raporunda, ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü mahkumların yaşadığı güncel sorunlar şu şekilde özetlenmiştir: Önümüzdeki 2025 yılı boyunca, ağırlaştırılmış müebbet hükümlüleri, tecrit koşulları altında varlıklarını sürdürmek zorunda kaldı. Özellikle S, Y ve Yüksek Güvenlikli kapalı cezaevlerinde uygulanan infaz koşulları, mahkumların fiziksel, psikolojik ve sosyal durumları üzerinde önemli etkiler yarattı. Bu tür kurumlarda uygulanan yüksek güvenlik rejimi, sınırlı sosyal temas ve kapalı alanlarda uzun süre tutulma gibi unsurlarla birleşerek izolasyonu artırdı.

İletişim Haklarının Kısıtlanması

Ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü mahkumların görüş ve iletişim hakları, mevzuat gereği ciddi şekilde sınırlandırıldı. Telefon ve görüş haklarının seyrekliği, görüntülü görüşme imkanlarından mahrum kalmaları ve ziyaretçi sayısının kısıtlanması, aile bağlarını sürdürebilmelerini zorlaştırdı. Aile üyeleriyle sıklıkla görülememeleri, coğrafi uzaklıkla birleşerek, hapis cezasının etkilerini aile bireylerine de yaygınlaştırdı.

Yoksulluk ve Ziyaret Sorunları

2025 yılı boyunca yaşanan ekonomik kriz, mahkumların ziyaretlerini daha da zorlaştırdı. Ulaşım ve konaklama maliyetlerinin artması, ailelerin düzenli ziyaret yapmasını imkansız hale getirdi. Ekonomik sıkıntılar, ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü mahkumların sosyal temasını azalttı ve tecrit koşullarını ağırlaştırdı. Bu durum, infaz rejiminin yalnızca mahkumları değil, onların ailelerini de dolaylı olarak etkilediğini gösteriyor.

CİSST’e başvuran ağırlaştırılmış müebbet hükümlüleri, kısıtlamalar nedeniyle yaşadıkları sorunları sıkça dile getirdiler.

Nakil Talepleri Cevapsız Kaldı

Ayrıca, ağır hasta olan bazı ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü mahkumlar, bulundukları hapishanenin iklim ve sağlık koşullarının yetersizliği nedeniyle başka hapishanelere nakil talep etti. Ancak bu talepler ya karşılık bulmadı ya da sonuçsuz kaldı.

Ağır Tecrit Koşulları

Rapor, ağırlaştırılmış müebbet hükümlülerinin 2025 yılı içerisinde hücre pencerelerinin elek/fens teliyle kapatılmasına yönelik şikayetlerinin arttığını da kaydediyor. Bu uygulama, temiz hava ve doğayla bağlantıyı ciddi şekilde kısıtlayarak, tecrit durumunu derinleştiriyor. Ayrıca, mahkumların sağlık hizmetlerine erişimindeki yapısal zorluklar ve sosyal, kültürel faaliyetlerin kısıtlanmasının büyük ölçüde hapishane yönetiminin takdirine bağlı olması da dikkat çekici.

Rapor, infazın hiçbir koşulda ertelenememesi nedeniyle ağırlaştırılmış müebbet hükümlülerinin yaşlılık, ağır hastalık veya engellilik durumlarında dahi korunmasız bırakıldığını belirtmekte ve bunun cezanın yaşam boyu süren, insan onurunu zedeleyen bir hale dönüşmesine yol açtığını vurgulamaktadır.

Gömi Davası

Raporda ayrıca, Kemal Gömi davası ağırlaştırılmış müebbet infaz rejiminin neden olduğu hak ihlallerine çarpıcı bir örnek olarak sunuldu. Gömi, uzun yıllar ağır tecrit koşullarında tutuldu ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Türkiye’yi işkence ve insanlık dışı muamele yasağını ihlal ettiği için mahkum etti.

Gömi’ye şizofreni teşhisi konulmuş ve Adli Tıp Kurumu, hapishanede kalamayacağına ve Cumhurbaşkanlığı affına uygun olduğuna dair raporlar düzenlemesine rağmen serbest bırakılmadı.

Dava Kapatıldı

İç hukuk yollarının tükenmesi sonucu yapılan başvuruda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Türkiye’nin Gömi’yi yeterli tıbbi tedavi ve uygun hapishane koşulları sağlamadan ağırlaştırılmış müebbet cezası ile uzun süre tutmasını, AİHS’nin 3. maddesi (işkence ve insanlık dışı muamele yasağı) kapsamında bir ihlal olarak değerlendirdi ve tazminata hükmetti.

Ancak Türkiye, hapishanelerde ruh sağlığı hizmetlerinin iyileştirildiğini iddia ederek bu durumu savundu. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, bu beyanları yeterli bularak dosyayı 2025 sonunda kapattı.

Değerlendirmeler ve Öneriler

CİSST raporun sonucunda, ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü mahkumların iletişim, sağlık ve sosyal faaliyet haklarının düzenli olarak izlenmesi, aileler üzerindeki dolaylı cezalandırma uygulamalarının belgelenmesi ve yüksek güvenlikli hapishanelerde tecrit etkisini artıran uygulamaların sona ermesi için gerekli adımların atılmasını talep etti.

Raporun değerlendirme kısmında şu öneriler yer aldı:

  • Ağırlaştırılmış müebbet hükümlüleri için iletişim ve görüş haklarının izlenmesi; görüntülü görüşme engeli, telefon kullanımının sınırlılığı ve coğrafi mesafe gibi etkilerin aileleri üzerindeki yansımalarının tespit edilmesi,
  • Ekonomik kriz koşullarının infaz rejimine etkilerinin incelenmesi; dolaylı cezalandırma pratiklerinin belgelendiği çalışmaların yapılması,
  • Sağlık hakkı kapsamında, ağırlaştırılmış müebbet hükümlülerinin tedaviye erişim sorunlarının izlenmesi; hastane sevkleri ve tek kişilik koğuş uygulamalarına dair raporların hazırlanması,
  • Gömi Davası’nın kapanmasıyla ilgili uluslararası başvuru ve izleme mekanizmalarının devreye girmesi,
  • Ağırlaştırılmış müebbet hükümlülerinin sosyal ve kültürel faaliyetlerden dışlanma durumlarının belgeleyerek, bu hakların yönetime bağlı olmasının getirdiği keyfiliği gözler önüne serme,
  • S, Y ve Yüksek Güvenlikli hapishanelerde pencere önlerinin tel ile örtülmesinin, gün ışığına erişimi kısıtlama etkisi göz önünde bulundurularak, bu uygulamanın sona ermesi ve hak temelli alternatiflerin geliştirilmesi için gerekli girişimlerin yapılması.

Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası, Türkiye’de 2002 yılından itibaren, idam cezasının kaldırılmasının ardından uygulanmaya başlanmıştır ve mevcut mevzuat gereğince verilebilecek en ağır hapis cezasıdır. 29 Aralık 2004’te yürürlüğe giren Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun, bu infaz rejimini son derece kısıtlayıcı hükümler ile düzenlemektedir.

Mevzuata göre, adli suçlardan ağırlaştırılmış müebbet cezası alan mahkumlar, 30 yıl, örgütlü suçlardan hüküm giyenler ise 36 yıl sonra tahliye olma şansına sahip olmaktadır. Ancak, Terörle Mücadele Kanunu kapsamında ağırlaştırılmış müebbet cezası alan siyasi mahkumların tahliyesi mümkün değildir. Bu da, söz konusu mahkumların ömür boyu hapiste tutulması anlamına gelmektedir.

(AB)

“`